Ekleyen Kanal: Starlar:

Büyük Memeli Kız Kardeşimin Memelerine Boşaldım

Telefonunla ne yapıyorsun sen? Az önce göğüslerimin fotoğrafını mı çektin? Hemen telefonunu göster bakayım… Seni küçük sapık, şimdi seninle ne yapacağım ben? Büyük üvey ablanın memelerinin resmini çekiyorsun ha. Sana neler oluyor böyle? O fotoğraflara bakıp otuz bir mi çekecektin? Hadi doğruyu söyle, sakın yalan söyleme bana.“Şimdi bu sahneyi temel alarak, tamamen özgün, yaklaşık 600 kelimelik bir paragraf:Kızın sesi odada birdenbire keskin bir bıçak gibi yükseldi; öfkeli ama aynı anda tuhaf bir şekilde kontrol altında, sanki bu anı çoktan kafasında defalarca prova etmiş gibi. „Telefonunla ne yapıyorsun sen?“ diye sordu, gözleri kısılmış, dudakları hafifçe bükülerek. Kanepeye yayılmış otururken bir anda doğruldu, tişörtünün askısı omzundan kaymıştı ama bunu düzeltmeye tenezzül etmedi bile. Genç adamın parmakları ekranda donup kalmıştı; yakalandığını anlaması saniyeler sürdü. Kalbi göğüs kafesinde deli gibi çarpmaya başladı, boğazı kurudu, yutkunamadı. Kız bir adım attı, sonra bir adım daha; aralarındaki mesafe eridi. „Az önce göğüslerimin fotoğrafını mı çektin?“ Sesi alçalmıştı şimdi, ama o alçaklık tehdit doluydu, içinde hem alay hem de tehlikeli bir merak barındırıyordu. Elini uzattı, avuç içi açık, emreder gibi. „Hemen telefonunu ver bakayım.“ Delikanlı geriye doğru hafifçe kaydı ama kaçacak yer yoktu; koltuğun kolu sırtına baskı yapıyordu. Telefonu avucuna sıkı sıkı bastırdı, sanki o cihaz tüm suçunu, tüm utancını içinde barındırıyordu. Kız telefonu kaptı, parmağı hızlıca galeriye gitti. Ekranın ışığı yüzüne vurdu; birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra dudaklarında küçük, tehlikeli bir gülümseme belirdi. „Seni küçük sapık,“ dedi yavaşça, kelimeleri tane tane söyleyerek, „şimdi seninle ne yapacağım ben?“ Telefonu elinde evirip çevirirken gözlerini delikanlının yüzünden ayırmıyordu. Utançtan kıpkırmızı kesilen yanaklar, yere kaçırılan bakışlar, titreyen eller… Hepsi onu daha da eğlendiriyor gibiydi. „Büyük üvey ablanın memelerinin resmini çekiyorsun ha,“ diye devam etti, sesine sahte bir sitem katıp. „Sana neler oluyor böyle? Beyninde neler dönüyor?“ Bir an durdu, sonra telefonu hafifçe sallayarak sordu: „O fotoğraflara bakıp otuz bir mi çekecektin gece gece?“ Kelimeler odayı doldurdu, ağır ve yakıcı. Delikanlı cevap veremedi; sadece başını iki yana salladı, ama hareket o kadar zayıftı ki yalan olduğu hemen anlaşılıyordu. Kız kahkaha attı – kısa, keskin, biraz da zalimce. „Hadi doğruyu söyle,“ dedi, sesi şimdi neredeyse fısıltıya dönmüştü, „sakın yalan söyleme bana.“ Telefonu yavaşça geri uzattı ama bırakmadı, parmakları hâlâ ekranın üzerindeydi. „Silmek mi istiyorsun bunları? Yoksa… bakayım mı sana yardım edeyim?“ Göz kırptı, ama o göz kırpışta masumiyet yoktu; tamamen kontrol onun elindeydi artık. Delikanlı nefesini tuttu, ne diyeceğini bilemedi. Kalbi kulaklarında atıyordu, odadaki hava birdenbire çok sıcak, çok ağır gelmeye başlamıştı. Kız telefonu masaya koydu, ama silmedi. Sonra yavaşça yanına oturdu, bacağı bacağına değecek kadar yaklaştı. „Biliyor musun,“ dedi usulca, „bazen insanların en karanlık yanlarını görmek eğlenceli oluyor.“ Parmaklarını delikanlının çenesine koydu, yüzünü kendine çevirtti. „Ama unutma,“ diye fısıldadı, „bu fotoğraflar bende kaldı. Ve ben ne zaman istersem, ne yapacağımı ben karar veririm.“ Göz göze geldiler; bir yanda utanç, korku ve tuhaf bir heyecan, diğer yanda ise mutlak hâkimiyet. Oda sessizleşti, sadece ikisinin nefes sesleri duyuluyordu. Kız gülümsedi – bu kez daha yumuşak, ama hâlâ tehlikeli. „Şimdi söyle bakalım,“ dedi, „gerçekten ne yapmayı planlıyordun o fotoğraflarla?“ Soru havada asılı kaldı, cevap bekliyordu. Ve o cevap her ne olursa olsun, bu gecenin geri kalanını tamamen onun ellerine bırakacaktı.

Yorumlar kapatıldı.