Ekleyen Kanal: Starlar:

Bomba Gibi Sarışın Hatuna Ofiste Koyuyor

Pazartesi sendromu zaten yeterince berbatken, ofisteki o meşhur su sebilinin etrafında dönen saçma sapan muhabbetler her şeyi daha da kötüleştirir; hele bir de sebil bomboşsa. Nicolette Shea gibi sert, otoriter ve herkesi titreten bir patron, sabahın erken saatlerinde biraz su içmek için mola odasına girdiğinde, sinirleri zaten gergindi. Haftanın ilk günü, herkesin suratından düşen bin parçaydı ama Nicolette için bu, sadece bir bahane değildi; o, her şeyi kontrol altında tutmayı seven biriydi. Kapıyı açıp içeri adım attığında, su sebilinin başında dikilen sinir bozucu bir çalışan, son damlayı da içip bitirmiş, şişeyi ters çevirmiş halde bırakmıştı. “Bu ne hal böyle?” diye gürledi Nicolette, sesi odada yankılandı. Çalışan afalladı, kekelemeye başladı ama Nicolette’nin kaşları çatılmış, gözleri ateş püskürüyordu. “Hemen temizlik görevlisi Tyler Nixon’ı ara ve yeni bir bidon getirsin! Bu kadar mı zor yani bir şişe su koymak?”Çalışan telaşla telefonu kaptı, Tyler’ı aradı. Tyler Nixon, ofisin o biraz sakar, biraz ürkek ama işini yapmaya çalışan temizlik görevlisiydi. Her zaman elinde bir temizlik arabası, yüzünde hafif bir gülümseme taşırdı ama bugün şanssız günüydü. Dakikalar sonra, tekerlekleri gıcırdayan arabasıyla mola odasına girdi; kollarında birkaç yedek su bidonu, yüzünde “yine mi ben” ifadesi. Nicolette kollarını kavuşturmuş, topuklarının üzerinde durmuş onu bekliyordu. Tyler bidonları yere bırakırken, aceleyle birini sebilin üstüne yerleştirmeye çalıştı. Ama elleri titriyordu; belki patronun bakışlarından, belki de o sabahki telaştan. Bidon kaydı, kapak tam oturmadı ve birdenbire soğuk su, şelale gibi Nicolette’nin üstüne boşaldı. Beyaz gömleği anında sırılsıklam oldu, ince kumaş tenine yapıştı, göğüslerinin hatları iyice belirginleşti. Su yerlere saçıldı, halı ıslak bir gölcük haline geldi.Nicolette’nin yüzü önce şokla dondu, sonra öfkeyle kıpkırmızı kesildi. “Sen ne yaptın lanet olasıca?!” diye bağırdı, sesi odanın duvarlarında yankılandı. Tyler geri çekildi, ellerini kaldırarak özür diledi: “Affedersiniz patron, kaza oldu, hemen silerim!” Ama Nicolette’nin öfkesi artık durmuyordu. Islak gömleğiyle dikilmiş, saçlarından damlalar süzülürken, gözleri Tyler’a kilitlendi. Öfke, tuhaf bir şekilde başka bir şeye dönüşüyordu; belki haftanın stresi, belki de o sabahki yalnızlık hissi, belki de Tyler’ın o masum, ürkek hali onu tahrik etmişti. “Silmek mi? Senin yüzünden sırılsıklam oldum!” dedi dişlerini sıkarak. Tyler yutkundu, gözleri Nicolette’nin ıslak gömleğine kaydı istemeden; o hatlar, o dolgunluk… Kalbi hızlandı.Nicolette bir adım attı, Tyler’ın yakasına yapıştı. “Bunu düzelteceksin,” diye fısıldadı, sesi artık öfkeden çok arzulu bir tonda çıkıyordu. Tyler’ın gözleri faltaşı gibi açıldı; korku ve heyecan karışımı bir ifadeyle donup kaldı. Nicolette onu tezgaha doğru itti, ellerini gömleğinin düğmelerine götürdü ve ıslak kumaşı sıyırdı. Göğüsleri özgür kaldı, sertleşmiş meme uçları soğuk havada daha da belirginleşti. Tyler’ın nefesi kesildi; o kadar yakındı ki, patronunun kokusunu, teninin sıcaklığını hissedebiliyordu. Nicolette’nin elleri Tyler’ın pantolonuna indi, fermuarı açtı, sertleşmiş erkekliğini dışarı çıkardı. “Bak sen şu işe,” diye mırıldandı gülümseyerek, “korkuyorsun ama hoşuna da gidiyor, değil mi?”Tyler konuşamadı, sadece başını salladı. Nicolette diz çöktü, dudaklarını etrafına sardı; yavaşça, sonra daha derin, daha açgözlüce emmeye başladı. Tyler’ın elleri tezgaha yapıştı, inlememek için kendini zor tutuyordu. Nicolette kalktı, eteğini sıyırdı, iç çamaşırını kenara çekti ve Tyler’ı tezgaha yasladı. Üzerine oturdu, yavaşça içine aldı; ikisi de aynı anda inledi. Nicolette ritmi belirledi; sert, hızlı, kontrolcü hareketlerle. Tyler’ın elleri kalçalarına dolandı, göğüslerini avuçladı, meme uçlarını sıktı. Nicolette’nin başı geriye düştü, saçları savruldu; öfke yerini saf zevke bırakmıştı. “Daha sert,” diye emretti, “bunu hak ettin.”Ofisin mola odası artık bambaşka bir yere dönüşmüştü. Dışarıda haftanın ilk günü devam ediyordu; telefonlar çalıyor, klavyeler tıkırdıyordu ama içeride sadece nefes sesleri, inlemeler ve tenlerin çarpışması vardı. Nicolette Tyler’ı çevirdi, arkadan girdi; elleri tezgaha dayalı, Tyler’ın kalçalarını kavradı ve daha derinlere daldı. Tyler’ın elleri Nicolette’nin göğüslerinde gezindi, sıktı, okşadı. Nicolette’nin orgazmı yaklaştıkça sesi yükseldi; “Evet, işte böyle!” diye haykırdı. Tyler da dayanamadı, içine boşaldı; sıcaklık ikisini de sardı.Sonra ikisi de nefes nefese kaldı. Nicolette gömleğini düzeltti, saçlarını topladı; öfkesi tamamen geçmişti. Tyler’a dönüp gülümsedi: “Bir dahaki sefere bidonu dikkatli koy, anlaştık mı?” Tyler başını salladı, hâlâ şok içindeydi ama yüzünde aptal bir gülümseme vardı. Nicolette kapıya yöneldi, arkasından bakmadan çıktı. Pazartesi artık o kadar kötü gelmiyordu; belki de en kötü günler, en beklenmedik zevkleri getiriyordu. Ofis koridorunda yürürken, ıslak gömleği hâlâ tenine yapışık, ama içinde bambaşka bir ateş yanıyordu. Tyler ise temizlik arabasını topladı, mola odasını silmeye başladı; ama aklı hâlâ o anlardaydı. Haftanın geri kalanı nasıl geçecekti bilinmezdi ama o sabah, su sebilinin etrafında başlayan hikâye, ikisini de değiştirmişti. Artık her pazartesi, o boş sebilin anısını hatırlayacaklardı – ve belki de gizlice tekrarlamak isteyeceklerdi.

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir

*