Ekleyen Kanal: Starlar:

Ablamla Doğruluk mu Cesaret Mi Oynadık

Oyun masum başladı. Gerçekten masum. Annemler yine şehir dışındaydı, bu sefer düğün için üç günlüğüne gitmişlerdi. Evde sadece ben ve üvey ablam Duru kalmıştık. 23 yaşında, üniversiteyi bitirmiş, iş ararken benimle aynı çatı altında yaşamaya alışmıştık artık. Aramızda her zaman hafif bir elektrik vardı; şakalaşmalar, laf sokmalar, göz göze gelmelerde uzayan bir-iki saniye… Ama kimse bunu dillendirmemişti. Ta ki o cuma gecesi “Doğruluk mu Cesaret mi?” oynamaya karar verene kadar.Salonda yere oturduk, aramıza bir şişe votka koyduk – içkiyi pek içmezdik ama o gece “havaya girelim” dedik. İlk birkaç tur sıradandı. “En utanç verici fantazin ne?” diye sordum, o güldü ve “Sana söylemem” dedi, cesaret seçti. “Git mutfaktan bir kaşık dolusu ketçap ye” dedim, yedi, yüzünü buruşturdu, kahkahalar attık. Sonra sıra ona geldi. “Doğruluk mu cesaret mi?” diye sordu, sesi biraz daha alçak, biraz daha meydan okuyan bir tonda. “Cesaret” dedim, çünkü doğrulukta ne soracağını az çok tahmin ediyordum ve kaçmak istemiyordum.“Üstünü tamamen çıkar” dedi. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. “Ne?” diye kekeledim. “Hepsini. Tiştört, şort, iç çamaşırı dahil. Cesaret dedin.” Gülümsüyordu ama gözlerinde ciddiyet vardı. Yutkundum. Kalbim deli gibi çarpıyordu. “Tamam” dedim, çünkü geri vites yapmak daha utanç verici gelmişti o an. Ayağa kalktım, tişörtü başımdan çıkardım, şortu indirdim, boxer’ı da… Çırılçıplak kaldım karşısında. Soğuk hava tenime çarptı ama asıl üşüten şey onun bakışlarıydı. Yukarıdan aşağıya süzdü, dudaklarını ısırdı, sonra “Güzelmiş” diye mırıldandı. O tek kelime içimi titretti.Oyun devam etti. Artık ikimiz de çıplaktık çünkü birkaç tur sonra o da cesaret seçip soyunmak zorunda kalmıştı. Vücudu… beklediğimden daha tahrik ediciydi. Göğüsleri dolgun, beli ince, kalçaları yuvarlak ve sıkı. Karşımda otururken bacaklarını hafif aralamıştı, farkında mıydı bilmiyorum ama gözlerimi oradan alamıyordum. Sıra yine bendeydi. “Doğruluk mu cesaret mi?” diye sordu, sesi bu sefer titriyordu. “Cesaret” dedim yine. Aptaldım belki ama duramıyordum.“Gel buraya ve… sadece öp beni. Ama sadece dudaklarıma değil. Her yerimi.” Nefesim kesildi. “Duru…” dedim, “bu artık oyun değil.” “Oyun değil miydi zaten?” diye cevap verdi, gözleri kararmıştı. “Başından beri değildi.” Haklıydı. Yaklaştım, dizlerimin üstüne çöktüm önünde. Önce dudaklarından başladım, yumuşak, ıslak bir öpücük. Sonra boynuna indim, köprücük kemiğine, göğüslerine… Memelerini ağzıma aldığımda inledi, eli saçlarıma dolandı, beni kendine bastırdı. Aşağı doğru inmeye devam ettim, karnına öpücükler kondurdum, göbek deliğine dilimi değdirdim. Sonra bacaklarının arasına geldim. Duraksadım. “Devam et” diye fısıldadı, sesi kırık, yalvarır gibi.Dilimi ilk değdirdiğim anda kalçaları havaya kalktı. Tadı tuzlu-tatlı, sıcak ve ıslaktı. Yavaş yavaş yaladım, klitorisine odaklandım, daireler çizdim. İnlemeleri yükseldi, “Evet… işte öyle… sakın durma” diye inledi. Parmaklarımı da kattım, önce bir, sonra iki. İçinde gidip gelirken dilimle de ritim tutuyordum. Birkaç dakika içinde titremeye başladı, bacakları kasıldı, elleriyle başımı bastırdı ve yüksek sesle boşaldı. Adımı haykırıyordu, “Emir… evet… Tanrım…” Nefes nefese kaldıktan sonra gözlerime baktı. “Sıra bende” dedi, gülümseyerek. Beni sırtüstü yere yatırdı, üstüme çıktı. Sertliğim karnına değiyordu. “Şimdi sıra sende kaybetmekte” diye fısıldadı. Elini aşağı kaydırdı, beni kavradı, yavaşça sıvazladı. Sonra eğildi ve ağzına aldı. Sıcak, ıslak, derin… Başımı geriye attım, inledim. Emmeye başladı, diliyle başını yaladı, bir eliyle taşaklarımı okşadı. Dayanamadım, “Duru… geliyorum” dedim. Çekilmedi. Tamamen ağzına boşaldım, yuttu, son damlasına kadar.Ama bitmedi. Oyun bitmemişti. Beni tekrar sertleştirdi, bu sefer üstüme oturdu. Yavaşça kendini indirdi, içime aldı. İkimiz de aynı anda inledik. “Sıkı… çok sıkısın” diye mırıldandım. O ise kalçalarını daireler çizerek hareket ettiriyordu. Ritmimiz hızlandı. Beni altına aldı, bacaklarımı omzuna koydu, derinlere girdi. Her seferinde daha sert, daha hızlı. Ter içinde, nefes nefese, birbirimize küfürler karışık iltifatlar savuruyorduk. “Sik beni… daha sert… ablanı dağıt” diyordu, ben de “Senin amın harika… hiç bırakmayacağım” diye cevap veriyordum.Gece boyunca defalarca seviştik. Kanepe, halı, mutfak tezgahı, hatta duşun altında. Her seferinde “bu son” dedik, ama yalandı. Sabah olduğunda yatakta yan yana yatıyorduk, çarşaflar ıslak, bedenlerimiz yapış yapış. Duru başını göğsüme koydu. “Pişman mısın?” diye sordu. “Hayır” dedim dürüstçe. “Sen?” Güldü. “Ben oyunu kaybettim ama… sanırım kazandım da.”O günden sonra “Doğruluk mu Cesaret mi?” demeye gerek kalmadı. Artık birbirimize baktığımızda ne istediğimizi biliyorduk. Annemler dönene kadar üç günümüz vardı ve biz o üç günü sonuna kadar kullandık. Çünkü bazen oyunlar masum başlar ama kaybeden taraf asla gerçekten kaybetmez. Bazen de herkes kazanır.Ve biz, fena halde kazanmıştık.

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir

*