Türbanlı Üvey Annem Masaya Sıkıştı Ben de Götünü Siktim
O gün mutfakta kahvaltı sonrası temizlik yapıyorduk. Babam erkenden işe gitmişti, evde sadece ben ve üvey annem Ayşe kalmıştık. Her zamanki gibi türbanı başındaydı, uzun kollu bluzu, eteği diz altında, ama ev içinde pardösüsüz dolaşınca bedeninin hatları daha belirgin oluyordu. 39 yaşındaydı, ama yıllara meydan okuyan bir vücudu vardı; kalçaları dolgun, beli ince, göğüsleri hâlâ diri. Ben 23’ümdeydim, üniversiteden yeni mezun olmuş, evde iş ararken onunla aynı çatı altında geçirdiğim zamanlar giderek daha tehlikeli bir hal alıyordu.Mutfak tezgahının altında bir şey düşürmüştü; telefonunu sanırım. Eğildi, ama dar eteği yüzünden masanın kenarına sıkıştı. Kalçaları havada, beli masaya yaslanmış, türbanı hafif kaymış, birkaç tel saç yüzüne düşmüştü. “Yardım et oğlum, sıkıştım” dedi, sesinde hem utanç hem de hafif bir gülme vardı. Yaklaştım, arkasından tuttum belinden. Ama ellerim istemsizce kalçalarına kaydı. O fark etti, ama geri çekilmedi. “Hadi… çek beni” dedi fısıltıyla.Çekmek yerine kalçalarını avuçladım. Eteğini yavaşça sıyırdım, külotu göründü; beyaz, dantelli, ama ıslanmıştı bile. “Ayşe… ne yapıyoruz biz?” dedim, sesim boğuk. Başını çevirip bana baktı, gözleri kararmıştı. “Sus… sadece yardım et.” Ama yardım etmekten çok başka bir şey istiyordum artık. Külotunu kenara çektim, parmağımı arkadan kaydırdım. Dar deliği sıcacıktı, hafifçe kasılıyordu. İnledi, ama sesini bastırdı. “Orası… olmaz” dedi titrek bir sesle. “Olur mu?” diye sordum, parmağımı hafifçe sokarken. “Lütfen… yavaş.”Parmağımı çıkardım, pantolonumu indirdim. Sertliğim dimdik duruyordu. Başını deliğine dayadım. “Rahatla” dedim. Yavaşça bastırdım. İlk santimde nefesi kesildi, “Ah… acıyor” diye inledi. Ama kalçalarını geri itti, sanki daha fazlasını istiyordu. Türbanı hâlâ başındaydı, sadece birkaç tel saç boynuna düşmüştü. O görüntü beni delirtiyordu; hem masum, hem günahkâr. Yavaş yavaş ilerledim, yarısına kadar girdim. Daracık, sıcacıktı. “Tanrım… çok dar” diye mırıldandım. O da inledi, “Devam et… doldur beni.”Tamamen girdim. İkimiz de aynı anda derin bir nefes aldık. Ellerim kalçalarını sıkıca tutuyordu, tırnaklarım etine batıyordu. Masaya yaslanmış halde, kalçaları havada, ben arkasından ritim tutmaya başladım. Önce yavaş, sonra hızlandım. Her girişte inliyordu, “Daha yavaş… komşular duymasın.” Ama sesi yalvarışa dönmüştü. “Daha sert istiyorsun değil mi?” dedim kulağına eğilip. “Evet… sik götümü… üvey oğlum… dağıt beni.”Hızlandım. Masanın ayakları yere sürtünüyordu, tezgah sallanıyordu. Bir elimle türbanının altından saçlarını tuttum, başını hafifçe geriye çektim. Boynunu öptüm, ısırdım. Diğer elimle önünden klitorisini okşuyordum. Parmaklarım ıslak, kaygan. O da kalçalarını daireler çizerek oynatıyordu, beni daha derine çekiyordu. “Boşalacağım… içime boşal” diye inledi. “Dışarı çıkma… hepsini alayım.”Dayanamadım. Ritmim vahşileşti. Son birkaç darbede derinlere gömüldüm ve sıcak sıcak boşaldım. İçine fışkırttım, damla damla, en derine. O da aynı anda titreyerek orgazm oldu; bacakları kasıldı, eliyle ağzını kapattı, sessiz bir çığlık attı. Üstüme yığıldı, masaya yaslanarak nefes nefese kaldı. Ben hâlâ içindeydim, yavaş yavaş yumuşuyordum.Birkaç dakika öyle kaldık. Sonra yavaşça çıktım, külotunu düzelttim, eteğini indirdim. Türbanını düzeltti, yüzü kıpkırmızıydı. Bana baktı, gözlerinde hem utanç hem tatmin vardı. “Bu… bir daha olmasın” dedi usulca. Ama ikimiz de biliyorduk ki yalandı. “Tamam” dedim, gülümseyerek. “Ama bir dahaki sefere masaya değil, yatağa sıkış.”O günden sonra mutfakta her temizlikte bakışlarımız değişti. Bazen tezgaha yaslanıyor, eteğini hafif sıyırıyor, “Yardım eder misin?” diye soruyordu. Ben de yaklaşıyor, arkasından giriyordum. Türbanı hep başındaydı, ama altında bambaşka bir kadın vardı artık. Babam hiçbir şeyden habersiz, “Ev temiz görünüyor, elinize sağlık” diyordu. Biz ise masanın altında, tezgahın arkasında, her fırsatta birbirimizi tüketiyorduk.Çünkü o masaya sıkıştığı gün, sadece götünü değil, bütün yasak arzularımızı da serbest bırakmıştık. Ve artık geri dönüş yoktu.