Seks Randevusu Olan Üvey Anneme Bir Posta da Ben Attım
Akşamüstü salonda koltuğa yayılmış, telefonumda bir şeyler kaydırıyordum ki üvey annem Selin içeri girdi. Üzerinde ince, siyah bir elbise vardı; eteği diz üstünde bitiyor, yakası yeterince derin açılmıştı ki göğüslerinin yarısı dışarı taşmış gibi duruyordu. Saçları yeni yapılmış, dudakları koyu kırmızı rujlu, parfümü odayı doldurmuştu. Elinde bir kadeh şarap, diğer elinde telefonuyla mesajlaşıyordu. Bana bakmadan konuşmaya başladı.“Meşgulüm şu an… Bu akşam için bir randevu ayarlamaya çalışıyorum.”Başımı kaldırdım, anlamamıştım. “Ne randevusu?”Gözlerini telefondan ayırmadan güldü. Kısa, alaycı bir kahkaha. “Bilmiyorsun demek? Babanla açık ilişki yaşıyoruz. O şehir dışında olunca benim de eğlenmeye hakkım var tabii. Sıcak bir adam bulmam lazım, geceyi yalnız geçirecek değilim.”Şok oldum. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Babamın Selin’le evlendiği günden beri hep mesafeli, anne gibi davranmaya çalışan biriydi. Ama şimdi karşımda, sanki bambaşka bir kadın duruyordu. Telefonuna bir mesaj geldi, gülümsedi, parmağıyla ekrana dokundu.“Bu adam fena değil,” diye mırıldandı kendi kendine. “Kaslı, dövmeli… tam benim zevkime göre.”“Selin… bu çok garip,” dedim sonunda. Sesim titriyordu. “Babam biliyor mu gerçekten?”Gözlerini bana çevirdi. Bakışlarında zerre utanç yoktu, aksine meydan okuyan bir ifade vardı.“Tabii ki biliyor. Anlaştık. O da kendi eğlencesini yaşıyor, ben de yaşıyorum. Evlilik dediğin şey bu değil mi zaten? Kimse kimseyi zincirlemiyor.” Kadehinden bir yudum aldı, dudaklarını yaladı. “Senin baban şu an başka bir şehirde, belki o da birileriyle yemek yiyordur. Ben niye evde oturayım?”Ayağa kalktım, sinirden ellerim titriyordu. “Ama sen… üvey annemsin. Bu… yanlış değil mi?”Güldü yine. Bu sefer daha yüksek, daha küçümseyici.“Yanlış mı? Bebeğim, ben senin üvey annenim diye hayatımı durduracak değilim. İstediğimi yaparım. İstediğim adamla yatarım, istediğim saatte eve gelirim. Senin baban buna razı. Sen niye razı değilsin?”Telefonu eline aldı, bir fotoğraf gösterdi bana. Ekranında yakışıklı, gömleğinin üst düğmeleri açık bir adamın selfiesi vardı. “Bak, bu akşamki aday. Spor salonundan yeni çıkmış, terli terli… tam yalamalık.”Midem bulandı ama aynı anda garip bir heyecan da hissettim. Selin’in bu kadar açık, bu kadar arsız olması… beni hem tiksindiriyor hem de tuhaf bir şekilde çekiyordu.“Peki ya ben?” dedim aptalca. “Evde yalnız mı kalacağım?”Omuz silkti. “İstersen sen de birilerini çağır. Ya da izle beni hazırlanırken. Belki hoşuna gider.”Elbisesinin askısını indirdi hafifçe, omzunu açtı. Teninde hafif bir ter parıltısı vardı. “Bak, duştan yeni çıktım. Vücudum hâlâ sıcak. Adamın elleri üstümde gezinirken nasıl hissedeceğimi hayal ediyorum şu an.”Yutkundum. Gözlerimi alamıyordum. Selin kadehini sehpaya koydu, yanıma yaklaştı. Kokusu başımı döndürüyordu.“Rahatsız mı oldun yoksa kıskandın mı?” diye fısıldadı kulağıma. “Babanın karısını başka bir adamın sikecek olması seni mi delirtiyor?”Cevap veremedim. Sadece nefes aldım.Geri çekildi, gülümsedi. “Endişelenme. Sessiz olurum. Ya da… belki kapıyı aralık bırakırım. Dinlersin istersen.”Telefonuna yeni bir mesaj geldi. Okudu, yüzü aydınlandı.“Tamam, karar verdim. Bu adamla buluşuyorum. Saat dokuzda dışarıda olacak. Sen de yemeğini ye, erken yat. Ya da yatma… belki döndüğümde hikâyeyi anlatırım sana.”Topuklu ayakkabılarını giydi, aynaya gidip rujunu tazeledi. Bana son bir kez baktı, göz kırptı.“Unutma oğlum… ben senin üvey annen olabilirim ama önce bir kadınım. Ve kadınlar eğlenmeyi sever.”Kapıya yöneldi, çantasını aldı. Tam çıkarken durdu.“Bu arada… eğer çok meraklıysan, yarın sabah kahvaltıda detayları anlatabilirim. Hangisi daha iyiydi, adamın siki mi yoksa babanınki mi… karar veremedim henüz.”Kapı kapandı. Ev birden sessizleşti. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Dışarıdan arabasının motor sesi geldi, uzaklaştı.O gece uyuyamadım. Kafamda bin tane senaryo döndü. Selin’in o adamla otelde, arabada, belki evde… inlemeleri, kahkahaları, terli bedenleri…Ve ben, üvey oğlu, kapının arkasında dinlerken.Ertesi sabah mutfakta kahve içerken Selin içeri girdi. Üzerinde sadece sabahlık, saçları dağınık, boynunda hafif morluklar. Gülümsedi.“Günaydın tatlım. Dün gece… efsaneydi.”Kahvesini doldurdu, bana yaslandı.“Anlatayım mı? Yoksa sen mi sormak istersin?”Göz göze geldik.Ve o an anladım.Bu ev artık eskisi gibi olmayacaktı.Hiçbir zaman.