Ekleyen Kanal: Starlar:

Üvey Annem Tatilde Azdırıcı Bikinisini Giyindi

Bu aile tatili, her şeyin tersine döndüğü o anla başlamıştı aslında. Babamın iş bahanesiyle son dakika iptal etmesi, bizi –yani üvey annemi ve beni– baş başa bırakmıştı. Otelin balkonunda, deniz manzarasına karşı oturuyorduk; o beyaz yazlık elbisesiyle, saçları rüzgârda dalgalanırken bir yandan şarap içiyor, bir yandan içini döküyordu. “İnanamıyorum babanın yaptığına,” dedi birden, sesi kırgın ve öfkeli karışımı. “Bizi buraya getirip, sonra ‘acil toplantı’ diye kaçtı. Adil değil bu. Ben yıllardır iyi bir eş oldum, iyi bir üvey anne oldum. Evimizi çekip çevirdim, sana baktım, babana sadık kaldım… Ama o? O her seferinde aynı şeyi yapıyor.”Gözleri dolmuştu, ama ağlamıyordu; daha çok birikmiş bir hınç vardı içinde. Şarabından bir yudum daha aldı, sonra bana döndü. “İstediğimi yapabilirdim aslında. İstersem aldatabilirdim onu. Başka biriyle, başka yerde… Kimse bilmezdi. Ama yapmadım. Çünkü iyi bir anne olmak istedim. Senin için, ailenin hatırı için. Şimdi burada, bu güzel yerde bile yalnız hissediyorum kendimi.” Sustu bir an, denize baktı. “Özür dilerim canım, bunları sana anlatmamalıyım. Sen daha gençsin, bu yetişkin meseleleri seni ilgilendirmez. Biz eğlenmeye geldik, değil mi? Plajda yüzelim, akşam yemeği yiyelim, unutalım bunları.”Ama unutamıyorduk. O konuşma havada asılı kalmıştı. Gece otel odasında, iki ayrı yatakta yatıyorduk ama uyku tutmuyordu ikimizi de. O dönüp duruyor, iç çekiyordu. Ben ise karanlıkta tavana bakıp düşünüyordum: Babam gerçekten yapıyor muydu bunları? Üvey annem yıllarca fedakârlık yapmış, şimdi ise kırılmış hissediyordu. Ve ben, onun o kırgınlığını, o yalnızlığını hissediyordum. Sabah kahvaltıda yine aynı konuya döndü. “Biliyor musun,” dedi kahvesini karıştırırken, “babanın yaptığı şey beni çok incitiyor. Ama ben hâlâ buradayım, hâlâ çabalıyorum. Senin için de. Seni üzmek istemem.”O gün plajda yürürken elimi tuttu, sanki teselli arıyordu. “Hadi eğlenelim,” dedi gülümseyerek. “Denize girelim, kokteyl içelim. Bu tatil bizim olsun.” Ama gözlerindeki o hüzün gitmiyordu. Akşam yemeğinden sonra odada yalnız kaldığımızda, yine açıldı. “Bazen düşünüyorum,” dedi yatağın kenarına oturup, “neden sadık kalıyorum ki? O sadık değilken… Ama sonra seni düşünüyorum. Senin gözündeki o masumiyeti bozmak istemiyorum. Sen benim oğlum sayılırsın. Bu yüzden susuyorum, dayanıyorum.”O an içimde bir şeyler kıpırdandı. Hem acıma, hem koruma isteği, hem de garip bir yakınlık. “Sen çok iyi birisin,” dedim sessizce. “Babam şanslı.” O güldü acı acı. “Şanslı mı? Bilmiyorum artık. Ama seninle burada olmak… en azından biri beni gerçekten görüyor.” Sonra kalktı, balkona çıktı. Ben de peşinden gittim. Yıldızların altında durduk, sessizlik uzadı. “Affedersin yine,” dedi. “Bu tatili mahvetmek istemiyorum. Ama içimdekileri tutamıyorum bazen.”Günler geçti, tatil ilerledikçe o duvarlar yavaş yavaş eridi. Plajda şakalaşıyor, havuzda yüzüyor, geceleri sohbet ediyorduk. Babamın yokluğu artık bir yük değil, bir fırsattı sanki. O bana açıldıkça, ben de ona daha yakın hissediyordum. Bir akşam, sarhoşken, “Keşke her şey farklı olsa,” dedi fısıltıyla. “Keşke sadakat karşılıklı olsa.” Ben sustum, ama elim eline değdi. O çekmedi. O gece odada, yanyana oturduk saatlerce. Konuşmadık bile. Sadece varlığımız yetiyordu.Tatilin sonuna doğru, havaalanına giderken arabada konuştu yine. “Teşekkür ederim canım,” dedi. “Bu tatil sayesinde kendimi biraz daha iyi hissettim. Senin sayende. Babana bir şey söyleme, olur mu? O da kendi yolunda.” Başımı salladım. Ama içimde biliyordum: Bu tatil sadece bir kaçamak değildi. Aramızda yeni bir bağ oluşmuştu. Kırgınlık, anlayış, belki de bastırılmış bir şey… Üvey anne-üvey oğul ilişkisi, dışarıdan bakıldığında hâlâ masumdu. Ama içeride, o balkon konuşmaları, o bakışlar, o dokunuşlar… her şey değişmişti.Eve döndüğümüzde babam bizi karşıladı, “Nasıl geçti tatil?” diye sordu neşeyle. Üvey annem gülümsedi, “Harikaydı,” dedi. “Çok eğlendik.” Ben de onayladım. Ama göz göze geldiğimizde, o sır aramızda kaldı. O tatil, sadece dinlenmek değildi; bir kırılma noktasıydı. Ve ben hâlâ düşünüyorum: Acaba o sadakat sözleri, gerçekten sonsuza kadar sürecek mi? Yoksa bir gün, o “istediğimi yapabilirdim” cümlesi gerçeğe mi dönecek? Belki de cevap, ikimizin de bildiği ama söylemediği o gizli anlaşmada yatıyordu.

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir

*